25 Ağustos 2014 Pazartesi

Aylar önce -yaklaşık 9 ay kadar- hayatıma giren adamın yazmama yardımcı olacağını düşünmüşüm. Başardı da.. Destek olarak değil tabii ki, üzerek. Üzüldüğüm zaman daha iyi yazıyorum. Belki de yardımcı oldu gerçekten de. Yeni şeyler yazmaya başladım mutsuzluk adı altında. Bana kattığı tek şey bu. Üzmek ve yaratıcılığımı geliştirmek. Bir süre daha erkeklerden uzak durma hayat moduna geçiyorum. Yalnızlık mutluluk ve huzur getiriyor gerçekten de.

Tom Waits çalıyor. Tom Waits dinlerken hatırlayacağım tek adam O olacak bundan sonra. I Hope That I Don't Fall In Love With You çalıyor. İlişkinin başlarında bu şarkıyı paylaştığında nasıl da üstüme alınırdım. 'I could see you're lonesome just like me'. Nasıl da aradığımı bulduğumu düşünmüştüm. O da düşünmüş olmalı başta. Mesafe. Her şeyi mesafeye atıp içimi rahatlatıyorum. Aynı şehirde olsak belki daha güzel bir ilişkimiz olurdu. O da başta böyle düşünüyordu ancak şu an bana karşı hissettiği tek şey soğuma. Soğukluk. Böyle olmasını istemedim ama işlerin ciddileştiği gerçeğini de göz ardı edemedim. O hep aynı noktada takılıp kaldı bense kendimi kaptırdım. Onun geleceği zamanki heyecanlarım bitmeyecek gibiydi sanki. Son görüşmemizde ise heyecan yerini gerginliğe bıraktı. Göz yaşları, kilo vermeler, sigara, alkol. Son buluşmamızdan bir gün önce kendimi kaybedercesine ağladım, sinirden. Buluşacağımız zaman ki aynı kafede olacaktı bu ilk görüştüğümüz masaya oturdum bunu farketmedi bile. Gerçekler yüzüme yavaş yavaş çarpmaya başlamıştı ama ben inatçıydım. 3 sayfalık iç dökme sonunda aldığım tek şey 'böyle olacaktı tabii başka nasıl olacaktı' cümleleri oldu. İnsanların hayatına giren birileri bir şeyler öğretir ya her zaman benim öğrendiğim tek şey sevdiğim adamın ellerimin arasından kayıp gitmesini izlemem oldu. Gitmesini veya bitmesini hiç istemedim. Ancak sonuçları değiştiremem. Sabaha kadar şarap içip muhabbet ettiğimiz, flörtleştiğimiz günleri unutmam mümkün değil. Yine de son buluşmadan önceki göz yaşlarım buluştuktan sonrakinin yanında musluktan akan su kadar az kalır. Bittiğini kabullenemediğim için ağlardım önceden sonra ise bittiği için ağladım, ağladım, ağladım, saatlerce.. Tanıştığım adamın bana karşı tavırlarının değişimini izledim aylarca. Beni sinir etmeyi her zaman severdi ama sonlara doğru bilerek uzaklaştırmak için yapıyordu adeta. Önceden sorun oluşturmayan şeyler sorun oluşturmaya başladı. Aramıza aşamayacağımız milyonlarca duvar ördü ve bunlardan geçmem için bir çabada bulunmadı. Duvarları ördü ve gitti. Kırık bir kalp bıraktı arkadan sadece. Bunları yazıyorum ki unutmayayım, ileride bir gün yine bir şeyler yaşamaya karar verirsek kendimi durdurabileyim. Aylardır önemsenmiyorum. Bir kadın için en zoru budur herhalde. Arkasından da başka kadınlar geldi, daha da zorlaştı. Gücüm yoktu ama arkasına dönüp bakan, elimden tutan bir adam yoktu. Onun yerine sadece kendini benden daha da uzaklaştıran, soyutlamaya çalışan bir adam vardı. İlk tanıştığım, hoşlandığım adam çoktan uzaklamaya başlamıştı ve ben bunu durduramamıştım bile. İzin vermemişti. Ve böylece yavaş yavaş bitişini izledim. Bana en acıklı ve zor kısmı bırakmıştı, izlemek...